Gece, şehrin üzerine ağır bir kefen gibi örtülmüştü.
Yağmur ince ince yağıyor, taş sokaklar gökyüzünün gözyaşlarını sessizce taşıyordu.
Yusuf, yıllardır gitmediği köyüne dönüyordu.
Babası öleli üç gün olmuştu.
Aralarında yıllarca süren bir sessizlik vardı. Ne büyük bir kavga etmişlerdi ne de birbirlerine kötü söz söylemişlerdi. Bazen insanı en çok tüketen şey, söylenmeyen cümlelerdi.
Eski evin kapısını açtığında çocukluğu, toz kokusuyla birlikte yüzüne çarptı.
Koridorda duran baston hâlâ yerindeydi.
Duvar saati hâlâ çalışıyordu.
Sanki ev, sahibinin öldüğünü kabul etmeyi reddediyordu.
Odaları dolaşırken tavan arasına çıkan eski merdiveni fark etti.
Çocukken çıkması yasaktı.
Bu kez kimse engel olmadı.
Tavan arasında paslı bir sandık duruyordu.
İçinden eski fotoğraflar, birkaç oyuncak ve sararmış bir defter çıktı.
Defter babasına aitti.
İlk sayfada şu cümle yazıyordu:
“Erkekler ağlamaz dediler. O yüzden oğluma sarılmayı hep erteledim.”
Yusuf’un elleri titremeye başladı.
Sayfaları çevirdikçe yılların suskunluğu satırlara dökülüyordu.
“Bugün okuldan birincilikle geldi. Gurur duydum. Ama söyleyemedim.”
“Bugün ilk kez bana ‘Baba, beni seviyor musun?’ diye baktı. Cevabı gözlerimde aradı. Ben yine sustum.”
“İnsan bazen sevgisini göstermeyi öğrenemiyor. Öğrenemediği şeyi de öğretemiyor.”
Son sayfaya geldiğinde gözlerinden yaşlar defterin üzerine damladı.
Orada sadece tek bir cümle vardı.
“Oğlum… Eğer bu satırları okuyorsan, bil ki seni sevmediğim tek bir gün olmadı.”
Yusuf dizlerinin üzerine çöktü.
Yıllarca içinde taşıdığı öfke, bir avuç kâğıdın üzerinde eriyip gitti.
Sabah olunca köy mezarlığına yürüdü.
Toprak hâlâ yeniydi.
Mezar taşına dokundu.
İlk defa çocukluğundaki sesiyle konuştu.
“Baba…”
Devamını getiremedi.
Çünkü bazı kelimeler, yıllarca beklediği hâlde dudaklardan çıkacak gücü bulamaz.
Cebinden defteri çıkardı.
Bir süre baktı.
Sonra mezarın başına bıraktı.
Rüzgâr sayfalarını usulca çevirdi.
Sanki baba ile oğul, yıllar sonra ilk kez gerçekten konuşuyordu.
Yusuf arkasını dönüp giderken güneş bulutların arasından sessizce çıktı.
O an anladı ki affetmek, geçmişi değiştirmek değildir.
Affetmek; kalbin sırtında yıllardır taşıdığı taşı usulca yere bırakmaktır.
Ve bazı insanlar öldükten sonra değil…
Geç kaldığımız sevgiler yüzünden ikinci kez kaybedilir.
Yorumlar (0)