Ölümün Sessizliği

Ölümün Sessizliği

Ölüm, kapıyı çalan yabancı değildir,

Çocukluğumuzdan beri evin bir köşesinde oturan misafirdir.

Biz büyüdükçe susar,

Biz sustukça biraz daha yaklaşır.

Bir akşam iner usulca omuzlarımıza,

Rüzgârın eski bir dua gibi dolaştığı vakitte.

Ne bir çığlık ister,

Ne de gözyaşının hesabını sorar.

Toprak bilir bütün isimleri.

En kibirlisini de,

En yoksulunu da

Aynı sessizliğin koynunda saklar.

Mezar taşları konuşmaz;

Konuşan, geride kalan kalplerin sızısıdır.

Bir fincanın eksik sesi,

Bir kapının artık çalınmayacak oluşudur ölüm.

Sanırız ki bitiştir.

Oysa her ayrılık,

Bir ömrün son cümlesini yazarken

Başka bir sonsuzluğun ilk harfini bırakır zamana.

İnsan, en çok ölümü unuttuğunda

Hayatı hoyratça tüketir.

Ve en çok onu hatırladığında

Bir çiçeği incitmeye bile kıyamaz.

Ey vakit…

Hepimiz aynı yola yürüyen yolcularız.

Kiminin yükü ağır, kiminin duası eksik;

Fakat varacağımız menzil değişmez.

Gün gelir, son perde kapanır.

İsimler rüzgârda silinir,

Hatıralar gökyüzüne karışır.

Geriye yalnızca iyilik kalır;

Çünkü ölüm, bedeni toprağa emanet eder,

Ama insanı asıl yaşatan, ardında bıraktığı merhamettir.


Yorumlar (0)

Captcha