Hayat sen, bazen avuçlarımdan usulca kayan bir kum tanesi oldun; ne kadar sıkı tutmaya çalışsam da kendi yolunu seçtin. Bazen de en umutsuz anımda karşıma çıkan ince bir ışık gibi, yeniden yürümem için bana cesaret verdin.
İnsan seni hep uzun yıllarla ölçmeye çalışıyor. Oysa sen, bir annenin evladına gülüşünde, eski bir dostun beklenmedik selamında, yağmurdan sonra toprağın kokusunda ve sessizce iç çekilen bir akşamda gizlisin. Koca ömürler bazen tek bir ana sığarken, koskoca günler hiçbir iz bırakmadan geçip gidiyor.
Sen öğrettin ki, kaybetmeden kıymet bilinmiyor; düşmeden yürümek öğrenilmiyor. En sağlam insanlar, hiç incinmeyenler değil; her kırılışın ardından yeniden ayağa kalkmayı bilenler oluyor.
Belki de seni güzel yapan, kusursuz olman değil. Her sabaha yeni bir ihtimal bırakman, her geceye biraz umut saklaman... İnsan, yarının ne getireceğini bilmediği için yaşamaya devam ediyor. Belki de umut dediğimiz şey, görünmeyeni beklerken kalbin yorulmasına izin vermemektir.
Ve şimdi anlıyorum ki, sen ne tamamen bir sevinçsin ne de bütünüyle bir hüzün. Sen, ikisinin arasında durmadan akan bir nehir gibisin. Bize düşen ise suyun yönünü değiştirmeye çalışmak değil; onun içinde boğulmadan, güzelliğini fark ederek yürümeyi öğrenmek.
Hayat sen... Bazen en zor öğretmen, bazen en cömert dost oldun. Ne verirsen ver, sonunda geriye yalnızca kalbimize dokunan anılar kalıyor. Belki de insanın gerçek zenginliği, ardında bıraktığı izlerde ve başkalarının yüreğinde yaşattığı iyiliklerde saklıdır.
Yorumlar (0)